Yoksa sorun Daum mu?

Yoksa sorun Daum mu?

Zirvede esen sert rüzgarlar Daum'u ne kadar etkileyecek. Milliyet'ten Demirkol F. Bahçe ve Daum'u yazdı...Abone ol

Ne derseniz deyin Daum iyi bir takım yarattı. 2.5 yıl önce bitmiş erimiş bir ekipti Fenerbahçe. Gelecek vaat etmiyordu. Daum, yönetim ve tribün desteğini alıp bir takım yaptı. Çok iyi olmalarına rağmen ilk sene şampiyon olmaları çok zordu. Ama Beşiktaş 8 puan öndeyken yıkıldı. Sürpriz şampiyonluk ve ardından gelen sağlam şampiyonlukla bugüne gelindi.
Bugün Fenerbahçe üzerine her zamankinden fazla kafa patlatan rakip teknik adamlar var artık. Takımlarını iyi kuruyorlar. Kalabalık ve savunmasından kopmamış bir orta saha. Fenerbahçe'nin savunma orta saha bağlantılarını kesen ve üretimini durduran bir oyun. Fenerbahçe rakibi ofsayta düşüremediği için direkt savunma arkasına atılan toplar, şut çekmekten imtina etmeyen, Fenerbahçe'nin zayıf karnı Luciano ve Ümit'in bölgesinden yüklenen hücumcular. Kontrollü, alan bırakmayan bir oyun ve Fenerbahçe verkaçlarına müdahale.. Topu orta sahada tutmayı başarırsanız Fenerbahçe'yi zorluyorsunuz. Tehlike bölgesinde daha az faul ve korner oluşuyor. Bu durum yetenekleriyle kazanan ve egoları şişen oyuncuları söndürüyor. Şampiyonlar Ligi nedeniyle erken form tutmuş olmak da bu mevsimde sorun yaratıyor. İşte burada Daum devreye giriyor. Hataları, formsuzlukları, eksikleri gidermek için kadroyu geniş tutması gerekirken öyle daralttı ki, artık işin içinden çıkamıyor. Misal Fenerbahçe sürekli Luciano'nun hatalarıyla gol yiyor, ama Servet, Deniz ve Can Arat'ın bu yeri almaları olanaksız. Geçen hafta Sergen'e yaptığı asistler ve bu hafta bozduğu ofsayttan daha kötü ne yapabilir ki Can Arat? Kendi kalesine gol mü atar cephe giydirme ? Atsın. Luciano da farklı bir şey yapmıyor ki! Luciano bu takımın ilk savunmacısı tamam. Ama hoca ona 2. 3. 4. ve 5. alternatiflerin de o olduğunu söylerse, niye fazla çaba göstersin ki! Ya da 'Alex'in yedeği Olcan ve Gürhan, bunlar mı onu zorlayacak?' dersen, Alex'i mi tembelliğe itersin, Olcan'ın mı moralini bitirsin? Daum bir taşla ikisinin da kafasını kırabiliyor. Kayseri gibi her yeri kapamış bir takıma karşı oyunu genişletme hamlelerini 70' kadar yapamamak nasıl oluyor peki. Ya sonrası Nobre sağ kanada geçiyor, ama o pozisyonun en iyisi Yozgatlı kulübede. Kanatlara yayılıp, orta sahadan kale önüne adam sokmaya başlanmış Tuncay dışarı çıkıyor. Markajın göbeğine Semih konuyor. Yani tam markaj çözülmüşken yeniden markaja sokuluyor takım. Daum bu takımı yaptı, güzel de yaptı. Ama esneklik sorununun halledemiyor maalesef. Oyunun ruhunu yakalayamıyor. Bu sorunu Daum giderebilir mi? Ya da asıl giderilmesi gereken sorun Daum mu? Kararı siz verin.

Sağlam futbol, sağlam seyirci
Ertuğrul Sağlam'ın elindeki kadroda, kariyeri boyunca bugün Kayserispor'un ligde bulunduğu yerde bulunabilmiş sadece 1 oyuncu var: Samuel Johnson. Takımın büyük çoğunluğu geçen yıl küme düşmeme mücadelesi vermiş. Bu takım evinde oynadığı maçlar baz alındığında maç fazlasıyla da olsa lig lideri. Evinde - Erciyes'i saymayın - sadece Galatasaray'a yenilmişler. O maçı hatırlayın. Ne kadar iyi oynadıklarını! Ve bu takım ligin 4. haftasından bu yana hiç sarsılmadan, sendelemeden 'diğerleri'nin lideri. Kupada var. Hiç çekinmeden hedef UEFA diyorlar! Ertuğrul Sağlam'ın başarısını anlamak için bu verilere iyi bakmak lazım. Ve oynatmaya niyetli olduğu oyuna da. Pazar günkü stratejisini fazla defansif bulanlar çıkacaktır. Ama diziliş, sistem ve oyun stratejisi açısından şu ana kadar ulaşılmış en ileri modeli takıma oturtuğunu görmek lazım. 4-5-1 / 4-3-3 varyasyonunu tamamı agresif oyuncularla oynamaya çalışıyor Sağlam. Bülent, Mehmet Topuz ve Yordanov, Fenerbahçe ve Galatasaray'da dahi olmayan iki yönlü bir hat. Örnekse İliç ya da Alex, Yordanov'dan hücum açısından çok ileride olabilir. Ama Yordanov'un savunması var. Bunların tümü iki yönlü oyuncular. Dönüşebilen bir takım. Mehmet Topuz sağ bek mi forvet mi? Kolaysa karar verin. Ve bakın! Gökhan'a o son dakika golünün asistini yapana. Asist Ragıp'tan.
Bu katılımı çeşitli, esnek oyun, Chelsea ya da Barça'nın da çok daha üst düzeyde uyguladığı futboldur. Şablon aynı. Tabii kalite farkı büyük. Ama bu şablonun Kayseri yorumunu, şehre yapışan moda deyimi sürdürerek söylersek bu "Ilımlı Türk Futbolunu" sevmemek, hayranlık duymamak mümkün değil. Bugüne kadar Antep ve Gençler'den izlemeye alıştığımız ilerici Anadolu futbolunun bayraktarı bugün Kayserispor. Bunu söylerken Pazar akşamı Fenerbahçe'nin o maçı kazanabileceğini biliyorum tabii ki. Galatasaray benzer bir oyunda kazanmıştı. Ama o gün de Kayseri'nin şirazesi hiç bozulmamış, oyun disiplini kaybolmamıştı. Sadece Gökhan şanssız bir günündeydi ve fazlasıyla kaçırmıştı. O gün de sahada iyi futbol vardı. Bu durumun asıl önemli sonucu farklı. İyi ve sonuç alan futbol asıl başka bir şey yaptı. Seyirci yarattı. Sürekli dolan ve olay çıkarmayan tribünler.
Türkiye'de evinde seyircisinden baskı yemeyen az sayıdaki takımdan biri Kayseri. Yenilse de güle oynaya tribünleri terk eden, oyuncusunu, teknik adamını destekleyen ve futbolu seven bir seyirci. Çünkü profesyoneller onlara futbol sergiliyor. Dürüst pırıl pırıl bir oyun. Ve işte bu tarihimizin en ağır tribün olaylarını da yaşamış bir kenti futbol cenneti yapıyor. Asıl önemli olan bu. Yoksa Kayseri, Fener'i yenmiş. Tabii ki yenecek. Lig 3'üncüsü bu takım. Farz edin Chelsea, Manchester United'a deplasmanda yeniliyor (ki öyle oldu) ya da Bayern Hamburg'a (ki hem de bu hafta oldu. İlk devrede de olmuştu). Mesele sonuçsa, lider lig 3'üncüsüne deplasmanda kaybetti. Olan budur. Ama bunun altındaki güzelliği görmek lazım.

Bir hayat görüşü
Modern yapılarda futbol güzel oluyor tabii ki. Ama bu dünya yüzünde gittiğim onca statta aldığım futbol keyfi bir yana, Dolmabahçe'de olmak bir yana. Hele de maç gündüzse. Ve bahar da yüzünüze vuruyorsa, İnönü eşsizdir. Fenerbahçe'nin, Galatasaray'ın o stadı nasıl bıraktıklarını hiç anlayamadım ben. Ama bu, o stadın bir başka farkını da ortaya koydu. O statta her hafta söylenen "yeni beste"ler, yeni güftelerde açıkça ortaya konan bir hayat görüşünü. Kimse kırılmasın. Her takımın taraftarı büyük ve saygı duyulasıdır. Ama gerçek bir dünya görüşünü ortaya koyabilmiş tek taraftardır İnönü'deki. Düpedüz başkadır. Bu başkalığın kaybolma ihtimaliydi beni tedirgin eden. Yoksa Beşiktaş'ı o ya da bu yönetmiş, takım kötü ya da iyi olmuş mesele değil. Bu duruş, bu aykırılık, bu tribün neşesi, bu muhalefet yaşasın yeter ki! Çünkü renk tüm siyah-beyazlığa rağmen oradaydı hep. Endişem bunun küfürde ve isyanda kaybolmasıydı. Pazar günü İnönü'den gelen haberler temiz ve yine neşeli tribünlerden bahsediyor hep. Ve bu haberler yüreklere su serpiyor. Kimbilir belki bu neşeli tribünler bahar seviyor.

Mehmet Demirkol
Milliyet



Kategori : SPOR

Yorum Yazın